• https://www.facebook.com/birkitapbindost/
  • https://plus.google.com/u/0/112571739581511785460/about
  • https://www.twitter.com/@birkitapbindost
     BirkitapbindosT

Kültür ve Sanat Sitesi

ZİYARET BİLGİLERİ
Aktif Ziyaretçi1
Bugün Toplam37
Toplam Ziyaret184666
TAKVİM

Gürcan'ın Ablası!.. / Temmuz 2017





GÜRCAN’IN ABLASI…

 

1983 yılının Aralık ayı…

Kim bilir belki de en büyük şanssızlıkları sondan bir önceki kafilede olmalarıydı!.. Ankara’daki ev sahipleri(!) bu konuda bir hayli yol almış ve deneyim sahibi olmuştu artık. Bu deneyimin verdiği rahatlık ve cesaretinde etkisiyle yapılan işkenceli sorgulardan sonra hepsinin üzerine bir çok hayali suç yüklenmişti…   

12 Eylül Askeri Darbesinden sonra, devrin ABD Büyükelçisinin; “Our boys have done it” (bizim oğlanlar işi becerdi) diye CIA’ye ve Pentagon’a övünerek bildirdiği Cunta Yöneticilerinin emriyle, öncelikle Harp Okulu 78 devresinden başlamak üzere Ordu içindeki yurtsever ve sol düşünceli subayların temizlenmesi için başlatılan göz altına alınma, tutuklanma ve tezgahtan(!) geçirilme sürecinde ilk tutuklamaların başladığı günden bu yana binlerle ifade edilen Subay, Astsubay gözaltına alınmış, tutuklanmış, işkenceli sorgulardan geçirildikten sonra resen emekliye sevk edilmişti.

Bu tutuklama ve işkenceli sorgulamalarda artık işin ucu kaçmış ve suyu çıkmıştı. Bu işin ne zaman ve nerede biteceğinin, ne zaman sona ereceğinin bilinmezliğin vermiş olduğu rahatsızlıktan dolayı üst komutanlıklar, Ankara’ da ki sorgucuları sorgular hale gelmişlerdi. Bunun üzerine grup olarak İstanbul’a getirilmişler ve polislere, “alın birazda siz sorgulayın(!)” denilerek teslim edilmişlerdi.

İstanbul Emniyet Müdürlüğü’nün Gayrettepe’deki binasının 7 kat dibindeki hücrelerinde sorgu sırası beklemeye başlamışlardı. Bulundukları hücreye, solun neredeyse her fraksiyonundan getirilip götürülenler yetmiyormuş gibi, FKÖ’ nün Yemen, Cezayir kökenli militanları dahi konuk olmuştu. Anladıkları ama alışık olmadıkları bir hareketlilik vardı. İşkenceli sorgulardan bitmiş tükenmiş bir şekilde gelenlere, uzanabilecekleri bir yer açabilmek için ayağa kalkıyor, daracık, havasız o karanlık hücrelerde bu şekilde de olsa bir “İnsanlık Görevini” yapmaya çalışıyorlardı.

Karanlık senaryoların senaristi olan Ankara’da ki sorgucular, üst komutanlıklarca suçlanmaları üzerine topu polislerin üzerine atmışlar ve “asker kişiler olmaları nedeni ile Emniyetin onlara yumuşak davrandıkları, Ankara’da kendilerince alınan ifadelerin, polislerce onlara ‘ikrar ettirilmediği’ şeklinde savunmaya geçmişler.    

Polisler çok deneyimliydi. Mesleki hafızalarında rüzgarların bir anda yön değiştirdiği bir çok olay yaşamışlar, ülkemizde yıllar boyu yaşanan iktidar mücadelelerin de İhtiyatlı Bir Tarafgirliği Meslek Refleksi Haline getirmişlerdi.

.   .   .

Sivil polis elindeki jopu hücrenin demir kapısının parmaklık demirlerine kuvvetle sürterek bağırdı:

“Gürcan hazırlan ablan ziyaretine gelmiş, yukarı çıkacaksın…”

Bir anda şaşırdılar ve aptallaştılar… Sevinseler mi, üzülseler mi, ne yapacaklarını kestiremediler. Çünkü Gürcan’ın gerçekte ablası yoktu ki!.. Tutuklandıkları günden bu yana geçen 60-70 gün içinde o kadar inanılmaz şeyler yaşamışlardı ki, bu habere de “acaba” diye baktılar!..   

Gürcan’ın ablası ile görüşüp(!) hücreye döndüğünde yüzündeki ifade o kadar korkunçtu ki, müthiş bir şey yaşadığı hemen anlaşılıyordu… Ne oldu? Hangi ablan(!) buralara nasıl ulaşabilmiş ve gelebilmiş diye sorulduğunda, o anda hücrede bulunan yabancıları göz, kaş işaretiyle göstererek, daha sonra uygun bir anda anlatacağını mırıldandı. Sorgu vb. sebeplerle götürülen tutukluların olmadığı bir anda, diğer hücrelerde bulunan grup arkadaşlarının morallerinin bozulmaması için, anlatacaklarının yalnızca bu hücredeki arkadaşlar arasında kalacağına dair  söz aldıktan sonra yaşadıklarını anlattı…  

Aslında ablası falan gelmemişti. Onu bu bahaneyle yukarı çağıran polisler Gürcan’a şunu söylemişler:

“Sizinkiler (askerler) bize inanmıyorlarmış . Ankara’daki Ev Sahipleriniz, bizi size yumuşak davranmakla suçlamışlar. Ve komutanlıktan oluşturulacak bir hakem heyeti nezaretinde,  kendilerinin de bulunacağı bir ortamda sizleri yeniden sorguya (işkenceye) çekmemizi istemişler. Yakında gelecekler. Seni özellikle seçtik. Çünkü Harbiye’de sporcuymuşsun. Güçlü bir fiziğin var. Seni heyet huzurunda Filistin Askısı’na alıp, Elektrik vereceğiz. Soluklanman için ufak aralar verip sana destek olacağız. SAKIN ÇÖZÜLME… Çözülürsen bu senin ve bizim için hiç iyi olmaz. Şimdi git. Geldiklerinde sana “ablan geldi” diye haber göndereceğiz.”

Ve onlar hücrelerinde hep Gürcan’ın ablasının geleceği o anı beklemişler!..

.   .   .

Sizin hiç saatinizin  "tik tak" larının beyninizde attığını hissettiğiniz bir an oldu mu?

 

İlhan Özdemir.
İstanbul







Yorumlar - Yorum Yaz